EKONOMÝ politikçiler, emek bütün zenginliklerin kaynaðýdýr, der. Gerçekten de bir kaynaktýr - ki bu kaynak, hemen hemen doðadan saðladýðý materyali, zenginliðe çevirir. Ama bundan da sonsuz denecek kadar fazla bir þeydir. O, insanýn tüm varlýðýnýn baþlýca temel koþuludur ve belirli bir anlamda, bu öyle bir ölçüdedir ki, emek, insaný bizzat yarattý diyebiliriz. Yüzbinlerce yýl önce, jeologlarýn dünya tarihinin üçüncü zaman dönemi dedikleri, henüz kesinlikle saptanamayan bir dönemi sýrasýnda, belki de onun sonlarýna doðru, dünyanýn sýcak bölgesinde -muhtemelen þimdi Hint Okyanusunun dibine batmýþ geniþ bir kýta üzerinde- insansý (anthropoid) maymunlarýn son derece geliþmiþ bir ýrký yaþýyordu. Darwin, atalarýmýz olmasý gereken bu maymunlarýn (sayfa 80) yaklaþýk bir betimlemesini bize vermiþtir. Bunlarýn bedeni tamamen kýllarla örtülüydü, sakallarý ve sivri kulaklarý vardý ve aðaçlar üzerinde sürü halinde yaþýyorlardý.[46]
Týrmanma, ellere ve ayaklara farklý iþlevler kazandýrmaktadýr ve yaþam tarzlarý yerde hareket etmelerini gerektirdiðinde, bu maymunlar, yürürken ellerini kullanma alýþkanlýðýný yavaþ yavaþ býrakmaya, dik biçimde bir yürüyüþ kazanmaya baþladýlar. Böylece, maymundan insana geçiþte kesin adým atýlmýþ oldu.
Bugün yaþayan bütün insansý maymunlar dik olarak ayakta durabilirler ve yalnýzca iki ayak üzerinde hareket edebilirler; ama bunu, yalnýz zorunlu hallerde ve pek beceriksizce yaparlar. Doðal yürüyüþleri yarý diktir ve yürümek için ellerini de kullanýrlar çoðu, bükük parmaklarýnýn orta kemiklerini yere dayar ve sakat bir kimsenin koltuk deðnekleriyle yürüyüþü gibi, bacaklarý bükük olarak bedenlerini uzun kollarý arasýnda sallandýrýrlar. Genel olarak, biz, bugün bile, maymunlarda, dört ayak üzerinde yürümeden iki ayak üzerinde yürümeye geçiþin bütün evrelerini gözleyebiliyoruz. Ama iki ayak üzerinde yürüme, onlarda, hiç bir zaman geçici bir önlemden öteye gitmemiþtir.
Eðer kýllý atalarýmýzda dik yürüme, önce kural ve daha sonra da zamaný gelince bir gereklilik haline geldiyse, herhalde, bu arada, öteki çok farklý iþlevlerin ellere aktarýlmýþ olmasý zorunluluk olmuþtur. Zaten maymunlarda, el ve ayaklarýn kullanýlýþ yollarýnda bazý farklýlýklar vardýr. Daha önce belirttiðimiz gibi, týrmanmak için, el, ayaktan baþka bir biçimde kullanýlýr. Daha aþaðý memeli hayvanlarýn ön pençelerini kullandýklarý gibi, el, artýk, özellikle besin tutmaya ve devþirmeye yardým eder. Birçok maymun, aðaçlarda yuva ve hatta, þempanze gibi, kötü havadan korunmak için dallarýn arasýnda çatý yapmakta ellerini kullanýrlar. El ile, düþmanlarýna karþý korunmak için sopalarý yakalar, ya da meyveleri ve taþlarý düþmanlarýna fýrlatýrlar. Yakalandýklarýnda insanlardan kopya ettikleri birçok basit hareketler için ellerini kullanýrlar. Ama insana en çok benzeyen maymunlarýn bile geliþmemiþ eli ile yüzbinlerce yýllýk emek yoluyla son derece geliþmiþ insan eli arasýndaki farkýn ne kadar büyük olduðu burada anlaþýlýr. Kemiklerin ve (sayfa 81) kaslarýn sayýsý ve genel yapýsý, ikisinde de aynýdýr; ama en ilkel yabanýlýn eli, hiç bir maymunun elinin taklit edemeyeceði yüzlerce iþ yapar. Hiç bir maymun eli, taþ býçaðýn en kabasýný bile imal edememiþtir.
Atalarýmýzýn, binlerce yýllýk sürede, maymundan insana geçiþ döneminde, ellerini yavaþ yavaþ uyarlamayý öðrendikleri ilk hareketler, ancak en basit iþlemler olabilirdi. En ilkel yabanýllar, hatta ayný zamanda fiziksel bir gerileme göstererek daha çok hayvana benzer bir duruma dönüþenler bile, bu geçiþ dönemi yaratýklarýndan çok daha üstündür. Ýlk çakmak taþý insan eliyle býçak haline getirilinceye kadar, öyle dönemlerden geçilmiþtir ki, bizce bilinen tarihsel dönem, onunla karþýlaþtýrýlýnca önemsiz görünür. Ama asýl adým atýlmýþtý, el, serbest hale gelmiþti ve artýk durmadan yeni beceriler kazanabilirdi. Böylece kazanýlan daha büyük esneklik (souplesse) kuþaktan kuþaða geçiyor ve artýyordu.
O halde el, yalnýzca emeðin organý deðildir, emeðin ürünüdür de. Ancak emeðin, gittikçe yeni iþlemlere uygulanmasýyla, geliþtirilmiþ kaslarýn, eklemlerin ve, daha uzun aralýklarla, kemiklerin kalýtsal yoldan geçmesi, bu kalýtsal inceliðin, yeni, giderek daha karmaþýk duruma gelmiþ iþlemlere, giderek yenilenen biçimde uygulanmasý, insan elini, Rafael'in, tablolarýný, Thorwaldsen'in heykellerini, Paganini'nin müziðini yaratabilecek bu yüksek yetkinlik düzeyine kadar getirmiþtir.
Ama el, tek baþýna deðildi. O, son derece karmaþýk bir organizma bütününün üyelerinden yalnýzca biriydi. Ve el için yararlý þey, hizmet ettiði bütün beden için de yararlýdýr - hem de iki yoldan.
Birincisi, beden, Darwin'in karþýlýklý-geliþme yasasý diye adlandýrdýðý yasadan yararlandý. Bu yasaya göre, bir organik varlýðýn ayrý kýsýmlarýnýn belirli biçimleri, görünüþte onlarla baðýntýsý olmayan öbür kýsýmlarýn belirli biçimleriyle her zaman baðýntýlýdýr. Böylece, çekirdeksiz alyuvar hücrelerine sahip ve kafanýn iki eklemle (kondil) birinci omura baðlandýðý hayvanlarýn istisnasýz hepsinde, yavrularý emzirmek için süt bezleri vardýr. Bunun gibi, memeli hayvanlardaki çifttýrnaklar, kural olarak, geviþ getirmeyi saðlayan kýrkbayýr ile baðýntýlýdýr. Belirli biçimlerdeki deðiþmeler, (sayfa 82) aradaki baðýntýyý açýklayabilecek durumda olmamamýza karþýn, öteki beden kýsýmlarýnýn biçiminde de deðiþmelere neden olur. Gözleri mavi olan tamamen beyaz kediler, her zaman, ya da hemen her zaman saðýrdýr. Ýnsan elinin gittikçe yetkinleþmesi ve buna paralel olarak ayaðýn dik yürüyüþe uyarlanmasý, hiç kuþkusuz böyle bir karþýlýklý-geliþme yoluyla organizmanýn öteki kýsýmlarý üzerinde de etkisini göstermiþtir. Bu etki ise, burada bu olguyu genel terimleriyle belirtmekten öte bir þey yapmamýzý saðlayacak kadar henüz yeterince incelenmemiþtir.
Elin geliþmesinin, dolaysýz, gözle görülebilir biçimde organizmanýn diðer kýsýmlarýna yaptýðý etki çok daha önemlidir. Daha önce belirttiðimiz gibi, bizim maymunsu atalarýmýz sürü halindeydiler; bütün hayvanlarýn en toplumsalý olan insanýn, toplumsal olmayan atadan türemiþ olmasý elbette olanaklý deðildir. Doða üzerindeki egemenlik, elin geliþmesiyle, emek ile baþladý ve her yeni ilerleme de, insanoðlunun ufkunu geniþletti. Ýnsan, doðal nesnelerde, sürekli olarak, yeni, o güne kadar bilinmeyen özellikler keþfediyordu. Öte yandan emeðin geliþmesi, karþýlýklý dayanýþma, ortaklaþa faaliyet hallerini çoðaltma, ve bu ortaklaþa faaliyetin her birey için saðladýðý yararýn bilincine varma yoluyla toplum üyelerinin birbirine gittikçe yaklaþmasýna zorunlu olarak yardým ediyordu. Kýsacasý, oluþum geçiren insanlar, birbirlerine söyleyecek bir þeylerinin bulunduðu noktaya eriþtiler. Gereksinme kendine bir organ yarattý: maymunun geliþmemiþ gýrtlaðý, durmadan daha geliþmiþ modülasyon elde etmek için yapýlan modülasyon yoluyla yavaþ ama saðlam biçimde deðiþti ve aðýz organlarý, yavaþ yavaþ birbiri ardýndan düþünce ifade eden sesler çýkarmayý öðrendi.
Hayvanlarla bir karþýlaþtýrma, dilin kaynaðýnýn, emek sürecinden ve emek süreci ile birlikte doðduðu açýklamasýnýn, tek doðru açýklama olduðunu gösterir. En geliþmiþ hayvanlarýn bile birbirlerine iletmek gereksinmesini duyduklarý pek az þey bile, düþünce ifade eden konuþmayý gerektirmez. Doðal ortamda hiçbir hayvan, konuþmamayý ya da insan dilini anlamamayý bir eksiklik olarak duymaz. Ama hayvan, insanlar tarafýndan evcilleþtirilirse, durum çok deðiþir. Köpek ve at, insanlarla olan iliþkilerinde düþünce ifade eden (sayfa 83) konuþmaya karþý öyle bir kulak geliþtirmiþlerdir ki, kavrayýþ çerçeveleri içinde her dili kolayca anlamayý öðrenirler. Ayrýca eskiden kendilerine yabancý olan, insana baðlýlýk, minnettarlýk vb. gibi duygularý kazanma yeteneði edinmiþlerdir. Böyle hayvanlarla fazla iliþkisi olan herkes, birçok hallerde konuþamamalarýný onlarýn þimdi ne yazýk ki belli bir yönde çok geliþmiþ ses organlarýnýn artýk ortadan kaldýramayacaðý bir eksiklik olarak hissettiðini kabul etmekten kaçýnamaz. Ama organýn bulunduðu yerde, belirli sýnýrlar çerçevesinde bu yeteneksizlik bile ortadan kalkabilir. Kuþlarýn aðýz organlarý insanlarýn aðýz organlarýndan alabildiði ne farklý olduðu halde, konuþmayý öðrenen tek hayvan kuþtur. En çirkin sesli kuþ olan papaðan, en iyi konuþur. Onun konuþtuðu þeyi anlamadýðýný söylememeli. Salt konuþma ve insanlarla birarada bulunma zevkinden dolayý bütün sözcük hazinesini saatlerce konuþtuðu ve yinelediði doðrudur. Ama, kavrayýþý çerçevesinde söylediklerini anlamasýný da öðrenebilir. Papaðana, anlamýndan bir þey kavrayabileceði küfür sözcükleri öðretin (sýcak ülkelerden dönen denizcilerin en çok hoþlandýðý þeylerden biri); onu kýzdýrýn ve küfür sözlerini Berlinli bir seyyar sebze satýcýsý kadar doðru deðerlendirmeyi bildiðini hemen göreceksiniz. Þekerleme dilenirken de ayný þeyi yapar.
Önce emek, sonra onunla birlikte dil - bir maymunun beynini etkileyen en önemli iki dürtü bunlardýr ve bu etki altýnda maymun beyni, bütün benzerliðine karþýn çok daha büyük ve çok daha yetkin bir insan beynine doðru geliþmiþtir. Ama beynin geliþmesiyle, onun en yakýn araçlarýnýn, duyu organlarýnýn geliþmesi yanyana gitmiþtir. Dilin sürekli geliþmesi içinde iþitme organýnýn ayný ölçüde incelmesi zorunlu olarak nasýl yanyana gitmiþse, bir bütün olarak beynin geliþmesine paralel olarak da. bütün duyular geliþmiþtir. Kartal, insandan çok daha uzaðý görür, ama insanýn gözü, þeylerde, kartalýn gözünden çok daha fazlasýný görür. Köpeðin burnu insana göre çok daha keskindir, ama insan için deðiþik þeyleri ayýrmaya yarayan korkularýn yüzde-birini bile ayýrdedemez. Ve maymunun en kaba ilk biçimiyle bile sahip olmadýðý dokunma duyusu, ancak bizzat insan elinin geliþimi ile birlikte, emek aracýlýðý ile geliþmiþtir. (sayfa 84)
Beynin ve ona eþlik eden duyularýnýn geliþmesinin, gittikçe durulaþan bilincin, soyutlama ve sonuç çýkarma yeteneðinin, emek ve dil üzerindeki tepkisi, hem emeðe, hem de konuþmaya daha çok geliþme için durmadan yenilenen bir dürtü verdi. Bu geliþme sonunda insan, maymundan ayrýlýnca, bitiþ noktasýna gelmedi, deðiþik zamanlarda, deðiþik insan topluluklarýnda, derecesi ve yönü deðiþerek, hatta orada burada yerel ya da geçici bir gerilemeyle kesintiye uðrayarak, tüm olarak büyük ilerlemeler gösterdi. Oluþumunu tamamlamýþ insanýn ortaya çýkýþý ile birlikte sahneye çýkan yeni bir unsur , yani toplum, bu geliþimi hem güçlü bir þekilde hýzlandýrdý ve hem de bu geliþime daha kesin bir yön verdi.
Kuþkusuz, aðaca týrmanan maymunlar topluluðundan bir insan toplumu meydana gelinceye kadar -dünya tarihi içinde insan yaþamýnýn bir saniyesine eþdeðer[1*]- yüzbinlerce yýl geçti. Ama sonunda bu da oldu. Maymun sürüsü ile insan toplumu arasýnda karakteristik ayrým olarak gene ne buluruz? Emek. Maymun sürüsü coðrafi durumun ya da komþu sürülerin direncinin ona tanýdýðý beslenme bölgesinde otlanmakla yetiniyordu, yeni bir yemlenme alaný elde etmek için yürüyüþlere ve savaþýmlara giriþiyordu ama, yemlenme bölgesinde doðanýn saðladýðýndan, farkýna varmadan kendi döküntüleriyle gübrelediði topraðýn verdiðinden fazlasýný elde edecek durumda deðildi. Bütün beslenme bölgeleri dolunca, maymun nüfusunda artýþ da olamazdý. Olsa olsa hayvanlarýn sayýsý ayný kalabilirdi. Ancak bütün hayvanlar, son derece fazla yiyecek maddesi israf ederler. Bunun yanýsýra yetiþmekte olan bir yiyecek maddesini, filiz halindeyken öldürürler. Kurt, avcýnýn tersine, ertesi yýl ona yavrular verecek olan diþi geyiði esirgemez. Yunanistan'da taze çalýlarý büyümeden kemiren keçiler, ülkenin daðlarýný kelleþtirmiþtir. Hayvanlarýn bu "yaðma ekonomisi", kanlarýnýn farklý bir kimyasal bileþim edinmesi sayesinde onlarý alýþýlagelmiþ besinden baþkasýna uymaya zorlayarak, (sayfa 85) türlerin yavaþ yavaþ deðiþmesinde önemli bir rol oynar ve uyum gösterememiþ türler yok olup giderlerken, tüm fiziksel yapý giderek deðiþir. Atalarýmýzýn maymundan insana geçiþine, bu yaðma ekonomisinin güçlü bir biçimde katkýda bulunduðundan kuþku duyulamaz. Zeka ve uyarlanabilirlik yetisi bakýmýndan öteki ýrklardan çok ilerde olan bir maymun ýrkýnda yaðma ekonomisi, yiyecek bitkilerinin sayýsýnýn sürekli olarak çoðalmasýna ve bu bitkilerin yenebilecek kýsýmlarýnýn tüketilmesine yol açmýþ olmalýdýr. Kýsacasý yiyecekler giderek çeþitlenmiþ ve bununla birlikte maymundan insana geçiþin kimyasal öncülleri olan ve bedene giren maddeler de çeþitlenmiþtir. Ama bütün bunlar, sözcüðün gerçek anlamýyla emek deðildi henüz. Emek, alet meydana getirmekle baþlar. Bulabildiðimiz en eski aletler nelerdir? Tarih-öncesi insanlarýn keþfedilmiþ kalýntýlarýna ve þimdiki en ilkel insanlarýn ve en eski tarih çaðlarýndaki insanlarýn yaþayýþ biçimine göre en eski olan aletler nelerdir? Bunlar, avcýlýk ve balýkçýlýk aletleridir; birinciler ayný zamanda silah yerine geçerler. Avlanma ve balýkçýlýk ise, salt bitkiyle beslenmeden, etin de birlikte yenmesine geçiþi öngörür. Ve bu, maymunlarýn insana geçiþ sürecinde bir baþka önemli adýmdýr. Et yemek, organizmanýn metabolizma için gerektirdiði en önemli maddelerin hemen hazýr bir durumda bulunmasýný da saðlýyordu; ayný zamanda, sindirim için gerekli süreyi kýsaltarak, bitkisel yaþamýna tekabül eden öbür bitkisel vücut süreçlerini de kýsaltýyor ve böylece gerçek anlamda hayvan yaþamýna uygun etkin belirtiler için daha çok zaman, daha çok madde ve daha çok istek kazandýrýyordu. Oluþ halindeki insan, bitkiden uzaklaþtýkça, ayný ölçüde de hayvanýn üstüne çýkýyordu. Et yanýnda bitkiyle beslenmeye de alýþma, yabanýl kedi ve köpekleri nasýl insanýn uþaðý yapmýþsa, bitki yeme yanýnda etle beslenmeye alýþma da, oluþ halindeki insana beden gücü ve baðýmsýzlýk vermekte büyük rol oynamýþtýr. Ancak, etle beslenme, etkisini en çok, beslenmesi ve geliþmesi için gerekli olan maddeleri þimdi eskisinden daha çok saðlayan ve bu nedenle de kuþaktan kuþaða daha hýzlý ve daha yeterli geliþebilen, beyin üzerinde göstermiþti. Yalnýz bitkisel yiyecek alan insanlara olan saygýmýz bir yana, insan, etle beslenmese idi, varlýðýna (sayfa 86) ulaþamazdý, ve eðer etle beslenme de, tanýdýðýmýz bütün halklarda þu ya da bu zamanda yamyamlýða neden olmuþsa (Berlinlilerin atalarý olan Weletablar ya da Wilzianlar 10. yüzyýlda bile ana-babalarýný yiyorlardý), bunun bugün bizim için bir önemi yoktur.
Et yemek, çok önemli iki yeni ilerleme saðladý: ateþin kullanýlmasý ve hayvanlarýn evcilleþtirilmesi. Birincisi, yemeði nerdeyse yarý-sindirilmiþ durumda aðza getirerek, sindirim sürecini daha da kýsalttý. Ýkincisi de avcýlýk yanýnda yeni ve daha düzenli bir beslenme kaynaðý açarak, daha bol et elde etmeyi saðladý. Ayrýca, süt ve süt ürünleriyle, madde karýþýmlarý bakýmýndan en azýndan etle ayný deðerde bir yeni yiyecek maddesi getiriyordu. Bu iki ilerleme, insan için yeni kurtuluþ araçlarý demekti. Bunlarýn insanýn ve toplumun geliþmesi için çok önem taþýmasýna karþýn, dolaysýz etkilerinin ayrýntýlarýna kadar inmek, bizi alanýmýzýn çok dýþýna çýkartýr.
Ýnsan, bütün yenebilen þeyleri yemesini nasýl öðrenmiþse, her iklimde yaþamasýný da öðrenmiþtir. Oturulabilen bütün dünyaya yayýldý ve kendi gücüyle bunu tam anlamýyla baþarabilecek tek hayvandý. Bütün iklimlere alýþmýþ öteki hayvanlar, ev hayvanlarý ve haþarat, bunu kendiliðinden deðil, ancak insaný izleyerek öðrenmiþlerdir. Her zaman sýcak olan anayurt ikliminden daha soðuk bölgelere, yýlýn yaza ve kýþa bölündüðü yerlere geçiþ, soðuktan ve ýslanmaktan korunmak için ev ve giyim gibi yeni gereksinmeler, yeni çalýþma alanlarý, insaný hayvandan durmadan uzaklaþtýran yeni faaliyet biçimleri ortaya çýkardý.
Elin, konuþma organlarýnýn ve beynin birlikte eylemiyle yalnýzca her bireyde deðil, ayný zamanda toplumda da, insanlar, giderek daha karmaþýk iþleri yapabilecek, giderek daha yüce hedeflere yönelecek ve eriþecek güce vardý. Emek de kuþaktan kuþaða deðiþti, daha yetkin ve çok yönlü duruma geldi. Avcýlýða ve hayvancýlýða tarým, tarýma örgücülük ve dokumacýlýk, metallerin iþlenmesi, çömlekçilik, gemicilik eklendi. Ticaret ve sanayiin yanýsýra, ensonu sanat ve bilim ortaya çýktý, kabileler, uluslar ve devletler halinde deðiþti; hukuk ve siyaset geliþti; bunlarla birlikte insan kafasýnda insani þeylerin gerçeði aþan yansýmasý ortaya çýktý: (sayfa 87) din. Önce kafanýn ürünü olarak ortaya çýkan ve insan toplumlarýna egemen gibi görünen bütün bu oluþumlar karþýsýnda, çalýþan elin daha mütevazý ürünleri arka plana geçti. Bu, emeði planlayan kafa henüz ilk baþlangýç durumundaki toplumsal geliþme basamaðýnda (örneðin ilkel bir aile halinde iken), kendisininkinden baþka ellerle planlanmýþ emeðe sahip olabildiði ölçüde daha fazla oldu. Toplumun hýzlý geliþmesinin bütün kazançlarý zihne, beynin geliþmesine ve etkinliðine dayandýrýldý; insanlar, faaliyetlerini, gereksinmeleriyle açýklamak (gene de bunlar zihinde yansýr ve bilinçleþir) yerine, düþünceleriyle açýklamaya alýþtýlar. Böylece, zamanla, özellikle antik dünyanýn batýþýndan bu yana zihinleri etkilemiþ olan idealist dünya görüþü meydana geldi. Bu idealist dünya görüþü, insanlara hâlâ o kadar egemendir ki, darvinci okulun en materyalist doðabilimcileri bile insanýn kökeni konusunda hâlâ herhangi bir duru görüþ oluþturmaktan acizdirler, çünkü bu ideolojik etki altýnda, bu konuda emeðin oynadýðý rolü kavramýyorlar.
Yukarda belirtildiði gibi, hayvanlar, etkinlikleri yoluyla, insanýn yaptýðý ölçüde olmasa bile ayný biçimde çevreyi deðiþtirirler ve bu deðiþiklikler, gördüðümüz gibi, bu kez de baþka etkiler doðurur ve onlarý meydana getirenleri deðiþtirirler. Çünkü doðada hiçbir þey ayrý ayrý meydana gelmez. Her þey, diðerlerini etkiler ve diðerlerinin etkisi altýnda kalýr, ve çoðu zaman da, doðabilimcilerinin en basit þeyleri bile açýkça görmesini önleyen, bu çok yönlü hareketin ve karþýlýklý etkilerin unutulmasýdýr. Keçilerin Yunanistan'ýn yeniden ormanlaþmasýný nasýl önlediklerini gördük. St. Helen adasýnda buraya ilk gelenlerin getirdikleri keçiler ve domuzlar, adanýn eski bitkilerinin tamamen kökünü kazýmayý baþarmýþlardýr. Böylece daha sonraki gemicilerin ve göçmenlerin getirdikleri bitkilerin yayýlmasý için ortam hazýrlamýþlardýr. Ama hayvanlarýn çevreleri üzerinde yaptýklarý sürekli etkileme bir niyete dayanmaz ve hayvanlarýn kendisi için de bir raslantýdýr. Ancak insanlar hayvandan uzaklaþtýkça, onlarýn doða üzerindeki etkisi giderek daha çok düþünülmüþ, planlanmýþ, belirgin ve önceden bilinen hedeflere yönelmiþ bir eylem niteliði alýr. Hayvan, bir yerin bitkilerini, ne yaptýðýný bilmeden yok eder. Ýnsan, bunlarý, boþ (sayfa 88) kalan topraða tarla ürünleri ekmek ya da kendisine ekilenin birkaç katýný getirebileceðini bildiði aðaçlar ve baðlar yetiþtirmek için yok eder. Yararlý bitkileri ve ev hayvanlarýný bir yerden bir yere taþýr, böylece dünyanýn her yanýnda bitkileri, ve hayvan yaþamýný deðiþtirir. Bunun da ötesine gider. Yapay üretme yoluyla bitki ve hayvanlar insan eliyle o kadar deðiþtirilmiþlerdir ki, tanýnmaz hale gelmiþlerdir. Tahýl cinslerinin kökeni olan yabani bitkileri artýk bulmak olanaksýzdýr. Kendi aralarýnda bile çok deðiþik olan köpeklerimizin, hangi yabanýl hayvanlardan ya da çok sayýda ýrklarý bulunan atlarýn, nereden geldiði bugün bile tartýþma konusudur. Söylemeye gerek yok ki, hayvanlarýn yöntemli, önceden tasarlanmýþ biçimde hareket etme yeteneðini tartýþmak bizim için sözkonusu deðildir. Tersine, protoplazmanýn, canlý albüminin bulunduðu ve tepki gösterdiði, basit de olsa belirli hareketlerin dýþtan gelen belirli uyarmalarýn sonucu olarak meydana geldiði her yerde embriyon halinde yöntemli hareket biçimi vardýr. Böyle bir tepki, sinir hücresi bir yana, hiçbir hücrenin bulunmamasý halinde bile meydana gelir. Böcek yiyen bitkilerin avýný yakalama yolu da, tamamen bilinçsiz olmakla birlikte, bir bakýma yöntemli gibidir. Hayvanlarda bilinçli ve yöntemli eylem yeteneði, sinir sisteminin geliþmesi oranýnda geliþir ve memeli hayvanlarda yüksek bir düzeye eriþir. Ýngiltere'de yapýlan tilki avý sýrasýnda, tilkinin kendisini kovalayanlardan kaçmak için, çok üstün yer saptama bilgisini kullanmayý nasýl becerdiðini, her yeri ne kadar iyi tanýdýðýný ve bu yerleri kovalamacayý kesmek için nasýl kullandýðýný her gün gözlemek mümkündür. Ýnsanla birlikte oluþu dolayýsýyla çok geliþmiþ ev hayvanlarýmýz arasýnda, insan çocuklarýyla ayný aþamaya kadar varan kurnazlýk durumlarýný her gün görebiliriz. Çünkü, insan embriyonunun ana rahmindeki geliþmesinin tarihçesi hayvan olan atalarýmýzýn, solucandan baþlayarak milyonlarca yýl sürmüþ bedensel geliþme tarihinin kýsa bir yinelenmesi olduðu gibi, bir çocuðun ruhsal geliþmesi de ayný atalarýmýzýn, hiç deðilse daha sonrakilerin düþünsel geliþmesinin daha kýsa bir yinelenmesinden baþka bir þey deðildir. Ama bütün hayvanlarýn bütün yöntemli eylemi, dünyaya, onlarýn iradesinin (sayfa 89) damgasýný vurmayý saðlayamamýþtýr. Bunu, insan yapmýþtýr.
Kýsacasý, hayvan dýþ doðadan yalnýzca yararlanýr ve salt varlýðý ile onda deðiþiklikler meydana getirir; insan onda deðiþiklikler meydana getirerek, amaçlarýna yarar duruma sokar, ona egemen olur. Ýnsanýn öteki hayvanlardan son ve temel farký budur, bu farký meydana getiren de gene emektir.[2*]
Bununla birlikte, doða üzerinde kazandýðýmýz zaferlerden dolayý kendimizi pek fazla övmeyelim. Böyle her zafer için doða bizden öcünü alýr. Her zaferin beklediðimiz sonuçlarý ilk planda saðladýðý doðrudur, ama ikinci ve üçüncü planda da büyük çoðunlukla ilk sonuçlarý ortadan kaldýran, bambaþka, önceden görülmeyen etkileri vardýr. Mezopotamya, Yunanistan, Küçük Asya ve baþka yerlerde iþlenecek toprak elde etmek için ormanlarý yok eden insanlar, ormanlarla birlikte nem koruyan ve biriktiren merkezlerin ellerinden gittiðini, bu ülkelerin þimdiki çölleþmiþ durumuna ortam hazýrladýklarýný akýllarýna hiç getirmiyorlardý. Alpler'deki Ýtalyanlar, daðlarýn kuzey yamaçlarýnda dikkatle korunan çam ormanlarýný güney yamaçlarýnda yok ederken, bölgelerinde sütçülük sanayiinin köklerini kazýdýklarýný sezemiyorlardý. Böylece, yýlýn büyük kýsmýnda, daðlardaki kaynaklarýn suyunu kuruttuklarýný, ayný zamanda da yaðmur mevsiminde azgýn sel yýðýnlarýnýn ovalarý basmasýna neden olduklarýný hiç bilemiyorlardý. Avrupa'da patatesi yayanlar, niþastalý yumrularla birlikte, sýraca hastalýðýný yaydýklarýný bilmiyorlardý. Ýþte böylece her adýmda anýmsýyoruz ki, hiçbir zaman, baþka topluluða egemen olan bir fatih, doða dýþýnda bulunan bir kiþi gibi, doðaya egemen deðiliz; tersine, etimiz, kanýmýz ve beynimizle ondan bir parçayýz, onun tam ortasýndayýz, onun üzerinde kurduðumuz bütün egemenlik, baþka bütün yaratýklardan önce onun yasalarýný tanýma ve doðru olarak uygulayabilme üstünlüðüne sahip olmamýzdan öte gitmez.
Ve aslýnda her geçen gün bu yasalarý daha doðru anlamayý öðreniyor, doðanýn geleneksel akýþýna yaptýðýmýz (sayfa 90) müdahalelerin yakýn ve uzak etkilerinin farkýna varýyoruz. Özellikle yüzyýlýmýzda doðabilimin saðladýðý büyük ilerlemelerden sonra hiç deðilse günlük üretim faaliyetlerimizin en uzak doðal etkilerini bile öðreniyor ve onlarýn farkýna varabilecek ve dolayýsýyla onlarý denetleyebilecek bir durumda bulunuyoruz. Ama bu ilerlemeler ölçüsünde insanlar doða ile olan içiçe durumlarýný yalnýzca sezmekle kalmýyor daha iyi de öðreniyorlar; Avrupa'da klasik çaðýn bitiminden bu yana ortaya çýkan ve hýristiyanlýkta en yüce geliþme noktasýna varan, düþünce ile madde, insan ile doða, ruh ile beden arasýnda bir karþýtlýðýn, bu anlamsýz ve doðaya aykýrý düþüncesi bu ölçüde olanaksýz hale geliyor.
Üretime yönelmiþ faaliyetlerimizin en uzak doðal etkilerini hesaplamayý bir dereceye kadar öðreninceye dek, binlerce yýllýk bir emek gerekli olmuþsa da, bu eylemlerin daha uzak toplumsal etkileri bakýmýndan bu iþ çok daha güç olmuþtur. Patatese ve onunla birlikte yayýlan sýraca hastalýðýna deðindik. Oysa, iþçilerin yiyeceklerinin yalnýz patatese indirgenmesinin bütün ülkelerin halk yýðýnlarýnýn yaþayýþ durumu üzerinde yaptýðý etkilerle, 1847 yýlýnda patates hastalýðý dolayýsýyla Ýrlanda'nýn uðradýðý, yalnýzca ve yalnýzca patates yiyen bir milyon Ýrlandalýyý mezara yollayan ve iki milyonunu da denizaþýrý ülkelere göç etmeye zorlayan açlýkla karþýlaþtýrýldýðý zaman, sýraca hastalýðý nedir ki? Araplar alkol damýtmayý öðrendikleri zaman, o zamanlar henüz keþfedilmemiþ olan Amerika'nýn asýl yerlilerinin ortadan kalkmasýna yarayan baþlýca silahlardan birini meydana getirdiklerini düþlerinde bile görmemiþlerdi. Ve sonradan Kolomb, Amerika'yý keþfettiðinde, Avrupa'da çok önceleri yenilgiye uðrayan köleliði yeniden canlandýrmakta ve zenci ticaretinin temelini atmakta olduðunu bilmiyordu. 17. ve 18. yüzyýllarda, buhar makinesinin yapýmý üzerinde çalýþan insanlar, baþka her þeyden daha çok tüm dünyanýn toplumsal iliþkilerini kökten deðiþtiren ve özellikle Avrupa'da, zenginliðin azýnlýk tarafýnda ve yoksulluðun büyük çoðunluk tarafýnda yoðunlaþmasýný, önce burjuvazinin toplumsal ve siyasal egemenlik elde etmesini, sonra da burjuvazi ile proletarya arasýnda, ancak burjuvazinin yýkýlmasý ve bütün sýnýf karþýtlýklarýnýn ortadan kalkmasýyla sona (sayfa 91) erebilecek olan bir sýnýf savaþýmýný ortaya çýkaran aracý hazýrladýklarýndan habersizdiler. Ama bu alanda da yavaþ yavaþ, uzun ve çoðunlukla sert deneyler, tarihsel malzemenin toplanmasý ve incelenmesi sonucu, üretim faaliyetimizin dolaylý, daha uzak toplumsal etkileri konusunda aydýnlýða varmayý öðrenmekteyiz; böylece, bu etkileri denetleme ve onlarý düzenleme olanaðýna da kavuþuyoruz.
Bu düzenlemeyi gerçekleþtirmek için de, salt bilgiden baþka þeyler gereklidir. Bunun için bugüne kadarki üretim tarzýnda ve onunla birlikte tüm toplumsal düzenimizde tam bir devrim gereklidir.
Þimdiye dek var olmuþ bütün üretim tarzlarý, ancak emeðin en yakýn, en dolaysýz yararlý etkisine ulaþmayý hedef almýþtýr. Ýlerde ortaya çýkan, yavaþ yavaþ yinelenerek ve yýðýlarak etkili hale gelen daha sonraki sonuçlar tamamen ihmal edilmiþtir. Topraðýn ilkel ortak mülkiyeti, bir yandan, ufuklarý genel olarak sýnýrlý olan insanlarýn geliþme düzeyine tekabül ediyor, öte yandan ise, bu en ilkel ekonominin olasý kötü sonuçlarý karþýsýnda, belirli bir telafi olanaðý saðlayan, iþlenebilir fazla topraðý gerektiriyordu. Bu toprak fazlalýðý tükenince, ortak mülkiyet de son buluyordu. Oysa, daha ileri bütün üretim tarzlarý, nüfusun çeþitli sýnýflara bölünmesine ve bununla birlikte de egemen ve ezilen sýnýflar arasýndaki karþýtlýða götürüyordu; ama ayný zamanda, egemen sýnýflarýn çýkarlarý üretimin itici unsuru haline geldi, çünkü üretim, artýk ezilen halkýn en temel tüketim araçlarýnýn saðlanmasýyla sýnýrlý deðildi. Bu, bugün Batý Avrupa'da egemen olan kapitalist üretim tarzý içinde, en iyi biçimde yerine getirildi. Üretime ve deðiþime egemen olan bireysel kapitalistler, yalnýzca faaliyetlerinin en yakýn yararlý etkileriyle ilgilenebilmektedirler. Hatta bu yararlý etki bile -üretilen ya da deðiþilen malýn yararlýlýðý sözkonusu olduðu ölçüde- tamamen arka plana geçer; satýþtan elde edilecek kâr, tek itici güç olur.
*
Burjuvazinin toplumsal bilimi, klasik ekonomi politik, daha çok, yalnýz üretim ve deðiþim alanlarýndaki insan eylemlerinin gerçekten tasarlanmýþ toplumsal etkilerini ele (sayfa 92) alýr. Bu, onun teorik olarak ifade ettiði toplumsal düzene tamamen uygundur. Kapitalistler, doðrudan doðruya kâr için üretim ve deðiþim yaptýklarýndan ilk planda yalnýzca en yakýn, en dolaysýz sonuçlar hesaba katýlmalýdýr. Bir fabrikatör ya da tüccar, ürettiði ya da satýn aldýðý metaý normal bir kârla satarsa, durumdan hoþnuttur ve metaýn ve alýcýsýnýn sonradan ne olacaðý onu ilgilendirmez. Bu faaliyetlerin doðal etkileri için de ayný þey geçerlidir. Küba'da dað yamaçlarýndaki ormanlarý yakarak en verimli kahve aðacýnýn bir kuþaðýna yetecek gübreyi bunlarýn külünden saðlayan Ýspanyol tarýmcýlarýný, sonradan þiddetli tropikal yaðmurlarýn artýk korunamayan üst toprak tabakasýný alýp götürmesi ve geriye yalnýz çýplak kayalar býrakmasý ilgilendirir miydi? Bugünkü üretim tarzýnda, toplum karþýsýnda olduðu gibi doða karþýsýnda da, daha çok, önce ilk ve elle tutulur baþarý dikkate alýnýr. Sonradan da, buna yönelmiþ faaliyetlerin en uzak etkilerinin tamamen deðiþik ve tamamen ters düþen öteki sonuçlarýndan dolayý, arz ve talep dengesinin, her on yýlda bir sanayi çevriminin gösterdiði ve hatta Almanya'nýn da bu "çöküntü"de[47] bunun deneyimini biraz daha önce geçirdiði gibi, çok tersine dönüþmesinden dolayý; kiþinin kendi emeði üzerine kurulu özel mülkiyetin, zorunlu olarak, iþçilerin mülksüzleþtirilmeleri yönünde geliþmesi, buna karþýlýk bütün zenginliklerin giderek iþçi olmayanlarýn elinde toplanmasýndan dolayý þaþakalýrlar; [...][3*] (sayfa 93)
Engels tarafýndan 1876'da
yazýlmýþtýr
Ýlk kez Die Neue Zeit,
Bd. 2, no 44, 1895-96'da
yayýmlanmýþtýr
Dipnotlar
[1*] Bu konuda ônde gelen bir otorite olan Sir W. Thomson, dünyanýn, üzerinde bitkilerin ve hayvanlarýn yaþayacaðý kadar soðuduðu zamandan bu yana yüz milyon yýldan ancak biraz daha fazla bir zaman geçmiþ olabileceðini hesaplamýþtýr. [Engels'in notu.]
[2*] Elyazmasýnýn kenarýna kurþun kalemle þu not edilmiþtir: "Veredlung" (Islah etmek) .-Ed.
[3*] Elyazmasý burada kesiliyor .-Ed.
[45] Doðanýn Diyalektiði ile ilgili malzemenin ikinci dosyasýnýn içindekiler listesinde makaleye Engels'in verdiði baþlýk budur. Aslýnda makale Engels tarafýndan, Köleliðin Üç Temel Biçimi baþlýklý daha geniþ bir yapýta önsöz olarak yazýlmýþtý. Daha sonra Engels bu baþlýðý Ýþçinin Köleleþtirilmesi. Giriþ diye deðiþtirdi. Ancak bu çalýþma yarým kaldýðý için, sonunda Engels bu yarým giriþ yazýsýna çalýþmanýn esas içeriðine uygun düþen Maymundan Ýnsana Geçiþte Emeðin Rolü baþlýðýný verdi. Makalenin Haziran 1876'da yazýldýðý anlaþýlýyor. Bu varsayýmýn kanýtý, W. Liebknecht'in Engels'e yazdýðý 10 Haziran 1876 tarihli mektuptur. Liepknecht, mektupta, baþka þeyler yanýnda, Volksstaat gazetesi için Engels'in söz verdiði "Köleliðin Üç Temel Biçimi" yazýsýný sabýrsýzlýkla beklediðini yazýyor, makale ancak 1896'da Die Neue Zeit dergisinde (Jahrgang XIV, Bd. 2. s. 545-54) yayýnlandý. -80.
[46] Bkz: Charles Darwin, Ýnsanýn Türeyiþi, Onur Yayýnlarý, Ankara 1975, Altýncý Bölüm: "Ýnsanýn Akrabalýklarý ve Soyaðacý Hakkýnda". -81.
[47] Engels, 1873 ekonomik bunalýmýna deðiniyor. Almanya'da bu bunalým 1873 Mayýsýnda, yetmiþ yýlarýnýn sonuna kadar etkisini gösteren uzun bir bunalýmýn öncülüðünü yapan "müthiþ bir çöküntü" ile baþladý. -93, 103, 508.
PDF OLARAK OKU



En Son İncelemeler
Üye Girişi

